27 Mart Dünya Tiyatro Günü Alternatif Bildirisi…

Posted: 06 Mart 2011 by edessoysblog in Tiyatro (Theatre)

Ülkemizde her yıl verili siyasal erkin iradesi tarafından yazdırılmaya çalışılan “27 Mart Dünya Tiyatro Günü Bildirisi” karşısında alternatif bir bildiri de yayımlanıyor. Bu yılki alternatif bildiriyi tiyatro üstadı, ömrünü ilerici-devrimci sanata adamış, yazdığı ve yönettiği oyunlarla, çevirileriyle emekten ve ezilenden yana tavrını koymuş Yılmaz Onay kaleme aldı.

Yıkarak ve yok ederek iktidarını korumaya çalışan hükümet partisi, sanatçılar karşısında her defasında baltayı taşa vurmaktadır. Kendi iradelerine sahip sanatçıları yanlarına çekemeyerek ne kadar acz içerisinde olduklarını her gün görmektedirler. Bu iradeye sahip olanlardan biri de Yılmaz Onay’dır.

Onay’ın kaleme aldığı 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Alternatif Bildirisi’ni sizlerle paylaşıyoruz…

Sevgili dostlar!

Bu yıl, dünya için söylenmesi gerekenleri, aynı zamanda oyun yazarı, oyuncu ve yönetmen olarak tiyatro sanatıyla çok yönlü bağı bulunan bir Uganda’lı öğretim görevlisi Jessica Kaahwa, uluslararası bildiride dile getirmiş: Kaahwa, seyircinin tiyatro sürecine “aktif” katılımıyla, “eski yargıların yerle bir olacağını”, “böylelikle tiyatronun (…) bilgi ve gerçeklik temelinde seçimler yapmak için bir yeniden doğuş şansı verdiğini” söylemiş. Bu olumlu saptamaların yanında Kaahwa, “Birleşmiş Milletler dünyanın dört bir yanında barışı koruma misyonu adı altında silah kullanımı yoluyla muazzam paralar harcıyor”, diyerek, dünyadaki ikiyüzlülüğü de cesurca ortaya koymaktan çekinmemiş. Ve “Bu yüzden, tiyatronun gücünü bildiğimiz halde zamanı geldiğinde sessiz kalma”nın, “silah tutanların ve bomba atanların dünya barışının koruyucusu olmaya soyunmalarına göz yummak”, demek olduğunu belirterek, bu kaçışı, “gülünç”, diye nitelemiş açıkça. Sonunda da haklı olarak bizlere,“tiyatroyu iletişim, toplumsal değişim ve atılımlar için evrensel bir araç olarak öne çıkarma” çağrısı yapmış. Ne güzel, değil mi? Üstelik bu mesaj dünyaya, bir zamanlar şefi “İdi Amin”den giderek kimilerimizin alay ettiği Afrika ülkesi Uganda’nın bir tiyatro sanatçısı eliyle gönderiliyor.

Peki şimdi biz bu mesajın ve dolayısıyla Uganda’nın kaç fersah gerisine düşmüşüz, bir de dönüp ona bakalım. Biz nelerden söz etmek durumundayız bugün:

“- Ey dünya, gölge ve oyun açısından epey zengin ve demokrat bir halk geleneğine karşın oldukça kısa sayılan tiyatro tarihine oranla pekâlâ tarihsel değer olmuş tiyatro binaları birbiri ardına yıkılan ve neredeyse son bir tane de kalsa, onu da mutlaka yıkma kararlılığında bir “derin” siyasi iradeyi hasbel kader seçimle başına getirme talihsizliğne uğramış bir ülkede, tiyatrocular, operacılar, baleciler, orkestracılar ve sanstseverler, el birliği ile o son kalanı canlarını dişlerine takarak kurtarmaya çalışırken,

– Bu kez aynı “derinlikteki” siyasi irade, ülkenin sınırında tüm insanlığa seslenircesine görkemle yükselmekte olan, dünyaca ünlü bir yontucunun şaheseri sayılabilecek güzellikteki “İnsanlık Anıtı”na, yine illa yıkma kararlılığıyla “ucube” diyebiliyorsa,

– Zaten destekten çok köstek görerek güçlükle yaratılan tiyatro oyunları, başarıyla oynanırken kenarından köşesinden bahaneler bulunup yasaklanıyor veya yüksek tazminatlara mahkûm ediliyorsa ve hatta kimi zaman da beyni uçkuruna takılı zihniyetlerce hedef gösteriliyorsa,

– Tiyatro, opera, bale, çağdaş müzik sanatlarını ülkeye yayma, yükseltme, uluslararası düzeye taşıma misyonunu ve – hani yukarıda Jessica Kaahwa’nın çağrısı olan – “tiyatroyu, iletişim, toplumsal değişim ve atılımlar için evrensel bir araç olarak öne çıkarma” görevini yüklenmiş, ama bu işlevleri ancak özerk bir yapı ve işleyişle yerine getirebilecek olan ödenekli tiyatrolar, opera, bale, orkstra sanatçıları, zaten katmer katmer otosansürle uğraşır olmuşken, bir de “performans” bahanesi altında en küçük bir özerklik kırıntısı bile bırakmayacak bir kölece çalışma statüsüne düşürülecekler, deniyorsa,

– Hal böyleyken, bir de gerek dış-batıdaki ve gerekse iç-(sözde sol)gerideki, iki ve daha çok yüzlü yalancılarca, bu “derin” siyasi erk, özellikle de “demokrat” diye ezberletilmeğe çalışılarak, gelecek seçim de ipoteğe alınmak isteniyorsa,

– Ve eğer kazara gelecek seçimde de halk, yetkiyi aynı “derin” siyasi erke teslim edecek olursa, ne demokrasinin de’sinden, ne de özgürlüğün ö’sünden eser kalmayacağını, dolayısıyla sanatın da s’sinin bile yerinde yeller eseceğini, o çok-yüzlüler de kesin biliyorlarsa,

Ülke sanatının, nice doruğa çıkma şanslarından ve yükselme evrelerinden, bugünkü acıklı duruma getirilmesine ve hele kısa süre sonra iyice yıkıma uğrama riskiyle burun buruna gelmesine karşı, nasıl bir çağrı çıkarırsın, ey dünya?

Ama biz sana bırakmıyoruz, kendi çağrımızı kendimize yönelik kendimiz çıkarıyoruz:

“Bizler, eğer bu toplumun tiyatro, opera, bale ve orkestra sanatçılarıysak ve eğeLr bugün de dünya tiyatro günüyse, işte bugün herkese sesleniyoruz ki, Atatürk Kültür Merkezi gibi tarihsel değer taşıyan binalarımızı olsun, içinde özgürce sanat yapma hakkına ve görevine sahip olduğumuz mekânlarımızı olsun, “derin” siyasi erkin keyfî rant hesaplarına teslim etmemek için son repliğimize, son notamıza, son selamımıza dek direneceğiz. Tüm dünyaya barış dileyerek seslenen “İnsanlık Anıtı”mızı yıkacak eller… evet, o eller ne olsun istiyoruz? İnsanlık Anıtı’na o eller asla uzanamasın! diye haykırıyoruz!

Ve sevgili dostlar, nasıl “İnsanlık Anıtı” için mücadelede tiyatrocu, heykeltraş, yurttaş, diye bir ayrım yoksa, tiyatro binası için de, sahne sanatlarının özerkliği ve özgürlüğü için de, mücadelemiz toplu dayanışma içinde yürüyecektir ve bir değerli şairimizin geçen yıllarda AKM önündeki eylemde haykırdığı gibi: “AKM değil, AKP yıkılacak”tır. (Yılmaz ONAY)

 

Yorumlar kapatıldı.